,
adana escort
,
Seyfullah Çiçek
admin@gorele.gen.tr
Tarih 22.10.2014
Hit 12932
Etiketler
İceriğe
ODAKLAN

Seyfullah Çiçek


ELVEDA YURTKUR/MERHABA YENİ HAYAT!



Dolu dolu geçen 65 yıllık yaşamımın, devlet kapısında geçen 43’üncü yılına doğum günüm olan 17 Ekim 2014 tarihinde son noktayı koydum.

Değerli okurlarım.

            Hani sıkça kullandığımız, “Yaşadıklarımı yazsam hayatım roman olur” diye bir söz vardır ya…

Hem de nasıl!

            Dolu dolu geçen 65 yıllık yaşamımın, devlet kapısında geçen 43’üncü yılına doğum günüm olan 17 Ekim 2014 tarihinde son noktayı koydum.

            Mutluyum, huzurluyum…

            Bana ekmeğimi, aşımı ve aşkımı veren güzel İstanbul’a veda edip; sadece 8 veya 9 yılını geçirdiğim doğduğum topraklara; Giresunum’a, Görelem’e, Kuşçulu köyüme  geri dönüyorum.

            Cenab-ı Allah’dan bundan sonraki en büyük dileğim; öncelikle Kutsal Toprakları ziyaret edip, en önemli görevimi yerine getirmektir.

            Sonra da; kazmamı, küreğimi, çapamı, girebimi elime alıp, büyük Ozan Veysel gibi;

“Karnın yardım kazma ile belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır”
dercesine...

Bahçemde renk renk, çeşit çeşit sebze, meyve yetiştirmek…

 Bir taraftan, “Pembe Köşk”ümün çinko kaplamalı çatısına vuran bereketli mevsim yağmurlarının ninnisiyle mışıl mışıl bir öğle uykusuna yatarken...

Öte yandan da mis gibi taze toprak kokusunu ciğerlerime çekmek...

İlkbaharla birlikte uyanan tabiat ananın; yeşilin kırk tonuyla bezediği yamaçlara, büklere cömertçe serpiştirdiği mor menekşelerin, rengarenk güllerin, sıklamenlerin, sakarcaların, çiğdemlerin, papatyaların, ağu çiçeklerinin renk cümbüşüyle gözlerimi...

Çağıl çağıl akan Çömlekçi deresi ile ılık bahar rüzgarlarının esintisiyle dallardaki  yaprakların çıkardığı hışırtıların birbirine karışıp adeta bir senfoniye dönüştüğü huzurlu bir ortamda kulaklarımın pasını silip, ruhumu dinlendirmek...

Bir köpek ve üç-beş tavuk edinip yalnızlığımı, ekmeğimi, suyumu, aşımı onlarla paylaşmak...

Yine büyük ozan Veysel’in okuma ve yazmanın önemine vurgu yapan;

“Kul olayım kalem tutan ellere” dizesindeki gibi, adeta yaşam biçimim olan alışkanlığımı sürdürerek…

Bol bol okumak, araştırmak, yazmak, yazmak, yazmaktır.

            Bakarsınız bir de sandal alır; vefalı Karadeniz’in öfkeli olmadığı zamanlarda ara sıra balığa da çıkarım.

Hele bir de  av bereketli geçerse;

            “Yükledim sandalımı/Taktım küreklerimi” diye bir de türkü tuttururum, keyifle.

            Ola ki Karadeniz’e yolunuz düştü.

Sarayımız (!), Karadeniz Otoyolu’na çok çok 500 metre mesafede.

            Bir acı kahvemizi, bir bardak çayımızı içmeye...

Cömert Karadeniz’in bizlere armağanı olan balıkları ağlatmamaya beklerim, efendim!

            Hani, köyüme dönüyorum dediysem, inzivaya çekileceğimi de beklemeyin!

Şairin, “Bu Şehr-i İstanbul ki, bi misl ü bahâdır/Bir sengine yek pâre Acem Mülkü fedadır” dizeleriyle övgüler yağdırdığı güzel İstanbul’umuzu da hepten terk etmeyeceğiz.

Çocukluk ve gençlik yıllarımda Boğazın her iki yakasını süsleyen o güzelim mis kokulu, rengarenk  leylaklar, sümbüller, erguvanlar, mimozalar, manolyalar, zakkumlar yerlerini renksiz-ruhsuz beton yığınlarına bırakmış olsalar da, İstanbul yine İstanbul’dur.

Arada bir elimde bir demet sarı gülle, Beykoz Şahinkaya’da ebedi uykusunu uyumakta olan meleğimi, hayat arkadaşımı, Sarı Gülüm’ü ziyaret edecek, ona dualarımı göndereceğim.

            İstanbul’un insan kaynayan caddelerinde, sokaklarında avare avare dolaşacak…

            Üsküdar-Eminönü vapurunda martılara simit, Yenicami önünde güvercinlere yem atacağım.  

            Emirgan’da tavşan kanı bir fincan çay, Boğaz’da salaş bir balıkçıda ızgara balık yiyeceğim.

            Bol bol sanat galerilerini dolaşacak, tiyatro, konser, konferans, panel… gibi sanatsal etkinliklere katılacağım.

            Dostlarımı, arkadaşlarımı ziyaret edip, özlem gidereceğim.

            Bazen de, güzel ülkemin, yedi iklim, dört köşesini turlayacak…

            Arada bir de yurtdışı seyahatlerle hayatıma renk katacağım.

Yani anlayacağınız, kafama göre takılacağım.

Yaşam öykümüzü izninizle, kitabımıza da ad olan “Elveda Yurtkur” şiirimle taçlandırarak bitirelim:

 

ELVEDA YURTKUR! (*)

 

Dile kolay, kırk üç yıl hizmet ettik,
Tutuşturduk meşaleyi, çırayı…
Bazen sevindik, bazen çile çektik,
Atlattık her fırtınayı, borayı... 

 

Vezneciler Yurdu’ndan çıktık yola,
Düz, bayır yürüdük, vermedik mola,
Doğru gittik, sapmadık sağa, sola,
Şaşırmadık pusulayı, rotayı…

 

Biraz yazar oldum, biraz da şair,
Futbolcu, dernekçi, memur ve sair,
Zevk aldım ne varsa hayata dair,
Sevmedim tek düzeli yaşamayı.

Keyif aldım hayatın her dalından,
Acısından, ekşisinden, balından,
Dünyalık yapmadım dünya malından,
Sevdim kafama göre takılmayı.

 

Bir zerre kul hakkı çalıp yemedim,
Kimsenin malına benim demedim,
Devletime hiç ihanet etmedim,
Aşıma katmadım, haram lokmayı.

 

Kutsal mesleğimi, severek yaptım,
Geride tertemiz sicil bıraktım,
İçim ferah, huzurluyum, rahatım,
Çaldırmadım ak alnıma karayı.

 

Hak, hukuk ve adaletten sapmadım,

Öğrencilerime ayrım yapmadım,
Personelimin canını sıkmadım,

Pansuman ettim her türlü yarayı.

 

Ayrılmadım Atatürk’ün izinden,
Milli-manevi değerlerimizden,
Gurur duydum şanlı tarihimizden,
Yükseklerde tuttum, şanlı bayrağı.

 

Türk’üm; Oğuz soyum, Çepni’dir boyum,

Muhammet ümmeti, Allah kuluyum,

İslam’dır inancım, huzur doluyum,

Şükürle anarım Yüce Mevla’yı.

 

Genç arkadaşlarım iyi dinleyin!
Yaptığınız işin hakkını verin,
Mesleğinizin kıymetini bilin,

Sakın ha, taşa vurmayın baltayı!

Bunları yazdırdı, ilham perisi,
Çok şey var yazacak, gelmez gerisi,
Kısa keseyim artık en iyisi,
Çok uzatmadan hüzünlü havayı

 

Seyfi der; ayrılık zor biliyorum,
Hepinize sağlıklar diliyorum
İnanın sizleri çok seviyorum,
Destanımız bitti, koyduk noktayı!

17 Ekim 2014 Cuma
               Seyfullah ÇİÇEK

 

Hani atalarımız; “Mahkeme kadıya mülk değil”demiş ya...

Biz de o hesap, devletteki misyonumuzu tamamladık...

Yerimizi bizden sonrakilere bıraktık.

“Baki kalan bu kubbede hoş bir seda” bırakabildiysek, ne mutlu bize!

            Zaten hayat dediğimiz ne ki?

            “Bir varmııış, bir yokmuş”!

            Hoşça kalın sevgili arkadaşlarım, meslektaşlarım, can dostlarım!

            Elveda YURTKUR, merhaba yeni hayat!

 

(*)Şiirin tamamı 32 kıta olup, buraya kısaltılarak alınmıştır.

           

 

 




1998 - 2017 © Görele Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz yazı, resim, videolar alınamaz. İçerik ekleyenlerin yazıları kendi sorumluluğundadır.
Görele bu sorunluluğu yüklenmez.

Görele.gen.tr'yi Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle