,
adana escort
,
AYDIN SORDİ
sordi@mynet.com
Tarih 13.08.2012
Hit 42576
Etiketler
İceriğe
ODAKLAN

AYDIN SORDİ


LÂİN ŞEYTAN




Karıncayı tıngır mıngır giderken görenler sormuş, “Ey yolcu nereye?”


Karıncanın cevabı hayret vericiymiş; “Hacca gidiyorum!”


Gülmüşler, “Sen çok yaşa emi karınca, bu boyunla posunla, kısacık ömrünle varamazsın ki Kâbe’ye.” demişler.


Karınca bir yandan yola devam ederken, “Yolunda ölürüm, yetmez mi?” demiş...


Bu hikâye, kişinin inandığı doğrular ve o doğruları hayatında egemen kılmak için ömrünü feda etmesi gerektiğini anlatıyor bana. Tasavvufi bir yönü var. Kavgasız, gürültüsüz, pasif direnişle ve kendi canından geçerek doğru bildiğin yolda yürümek...


Bir de, annemden öğrendiğim bir kural var; “Denizi yakamazsam, en azından çışş dedirtirim!”


Fiziki tasviri, kibriti yakıp denize soktuğunda su yanmaz ama deniz “çışş” eder, sen küçük, naçiz, güçsüz varlığın ile denize kafa tuttun, onu yakmaya kalktın ve o denize “çışş” dedirttin.


İşte yukarıda anlattığım tasavvufî, pasif davranışın militarist, aktif anlatımıdır, “denizi yakamazsam çışş dedirtirim” prensibi.


Doğru bildiğin, haklı gördüğün, aklın, mantığın, vicdanın ve ufuktaki şekillerin sana emrettiği doğruların için karınca misali durmadan ilerleyecek, karşına deniz çıkarsa bir kara kömüre dönüşüp yok olmak pahasına tutuşup denize dalacaksın.


Seni için kıymetli zannettiğin işini, menfaatini, mevkiini kaybedeceksin belki, ama doğru bildiğinden şaşmayacaksın. Ve seninle birlikte etrafındakilerin onda biri gelse, bu dünyada düzeltemeyeceğin yanlış kalmayacak.


“Kime göre doğru” dersen, ırk din ayrımı olmaksızın bütün dünyada geçerli iyiye ulaşan yoldur doğru olan. Çocuklarımızın kanlı tabutlara sarılı bedenlerinin hergün ülkeye dağılması değil, o çocukların fabrikalarda, okullarda, bahçelerde, sokaklarda, işinde gücünde, evinde huzurunda yaşadığı günleri ve devleti görmektir, beynelmilel doğru.


--O--


Ben de, dilimin döndüğü kalemimin yettiğince doğru bildiklerimi anlatıp yaşamaya çalışıyorum.


Şii yöneticiler tarafından yönetilen benim bildiğim iki ülke var, İran ve Suriye. İran, belki bütün dünyayı kandırıyor ama İslam ülkeleri içinde Amerika ile devlet olarak dalaşan tek ülke. Gizli kapaklı odalarda Amerika ile başka türlü bir anlaşmaları var da, bizi mi kandırıyorlar bilegene, bilemeyiz. Ama görünen şu, İran Amerika’nın ve İsrail’in dünyaya dair planlarının karşısında ve bu yüzden de bizim gibi maşa ülkeler eliyle İran’a karşı yürütülen bir soğuk savaş var. Amerika, bir yandan maşası Türkiye’ye İsrail’i korumak için füze savunma üssü kurarken, bir yandan da İran’ın mezhep müttefiki Suriye’deki Şii yönetimi devirerek, Akdeniz üzerinden İran’a açacağı savaş koridorunu temizlemek istiyor.


Amerika’nın bu planlarının adı ise BOP, yani Büyük Ortadoğu Projesi...


Başbakanımızın, her zaman yaptığı usulle spor salonuna doldurduğu hipnotize olmuş kalabalığa anlattığı ve bizim de eş-başkan olduğumuz “BOP” nedir ne değildir, hiçbirimize anlatmadılar ama biz biliyoruz. BOP, Senaryosunu Yahudilerin yazdığı, editörlüğünü Başbakanımızın samimi dostu ve sevgili mahdumu Bilal beyin çalışma arkadaşı Paul Wolfowitz’in yaptığı, Amerika ve İsrail’in başrolünde oynadığı bir film.


Eski cezaevi filmlerini düşünün. Misal, Tatar Ramazan. Koğuş ağasının kafayı taktığı saf, dürüst ve güçlü kader mahkûmu Anadolu çocuğunu kahpece ortadan kaldırmak için Ağa bir yardakçısına talimat verir. İşte o yardımcı oyuncu, ağasının dediğini yapmak için olmadık hilelere başvurur, olmadık tehlikelere girer, ama sonunda kendi telef olur!


İşte BOP öyle bir film. ABD-İsrail, Apduraman Çavuş. Ortadoğunun mazlum halkları, Müslümanlar cezaevinde haraca bağlanmış, maraba kısmı. İslam’ın en büyük koruyucusu ve coğrafyanın baş eğmeyen halkı Türk milleti ise Tatar Ramazan. Ve Apduraman Çavuş, Ramazan’ı ortadan kaldırmak için muhtelif kişileri kullanıyor. Bu kişileri komşu ülkelerin diktatörleri olabildiği gibi, bizim içimizden bizim evladımız zannettiğimiz kişiler de olabilir.


Suriye tavrı


Tarihi yazanlardan bir Türk, Eba Müslim el-Horasani, Emevi zulmünü bitirip Abbasîlere halifeliği verirken, Şiiliği kurtarıyordu. Bugün bir başka Türk, R.T.Erdoğan, Amerika’da gelen talimat ile Şii-Sünni savaşını körüklüyor.


Gerekçesi ise komik, Esad diktatörmüş, halkına zulmediyormuş! Madem biz devlet olarak zalim devlet başkanlarının karşısındayız, dörtyüzbin sivil insanı katleden Sudan reisi El-Beşir ile savunma işbirliği anlaşması nasıl yapılıyor peki?


İsyan başlamadan önce hiçbir Suriye kentinde asker, polis operasyonda değildi! Asıl gerekçe Amerika’nın talimatı. İktidarın bu talimatı uygularken sığındığı ve yarın mahşer günü bahane edeceği gerekçe ise, nüfusun çok küçük bir kısmını oluşturan Şiiler, çoğunluk Sünnileri yönetemez! Sünnileri Şiiler yönetemezse ve Sünniler Şii idareye karşı ayaklanma hakkına sahipse, bizim ülkemizdeki Şiiler de Sünni hükümete isyan hakkına sahip olmaz mı?


Irak ve İran sınırımızdaki sızmalarla çocuklarımız şehit ediliyor. Ama hükümet suçu Suriye’ye atıyor!


Esat PKK’ya destek veriyormuş o yüzden boynu devrilmeliymiş.


Peki otuz senedir Irak’ın “Kürdistan” bölgesini PKK’ya Kandil, Mahmur vs. adlarıyla teslim eden, Türk askerinden kaçan teröristleri kendi evinde, karakolunda besleyip saklayan ve Irak Türklerini katleden Barzani, Talabani nasıl iyi oluyor?


Hatta o kadar iyiler ki, Hariciye Vekilimiz Mösyö Davutoğlu elini kolunu sallaya sallaya gidip görüşüyor kendileriyle.


Hakkâri’nin Suriye’ye değil Irak’a sınırı var!


Demek ki teröristler Suriye’den değil Irak’tan gelip kancıkça kurşunluyor çocuklarımızı. Ama biz suçu Esad’a atıyoruz.


Suriye tavrımız, PKK ile mücadelemize zarar veriyor.


Suriye’deki isyana destek veren Türk devleti, kendi ülkesindeki PKK isyanı ile savaşmasının hukuki, ahlâki dayanağını kaybetmiş, kendi ayağına sıkmış, kendisiyle çelişkiye düşmüş ve yarın öbür gün milletler arası bir ihtilafta, haksızlığını kabul etmiş demektir.


Dersim isyanı, Şeyh Sait isyanı... Hepsi kirli bilgilerle tartışmaya açıldı ve bugünkü iktidarın kendi siyasal gücünü korumak adına yaptığı propaganda ile isyancılar haklı, Türk devlet ve milleti haksız duruma getirildi.


Dünkü Dersim ve Şeyh Sait isyanları haklı ise, bugünkü PKK isyanına nasıl haksız deriz?


PKK ve destekçileri haindir, canidir, ıslahları veya ıslahı kabil değilse imhaları şarttır dediğimizde, Türk devletinin iktidarı, “Hop dedik portakal, orda kal!” deyip “Ama devlet onları yok saydı, bastırdı, asimile etti, dillerini konuşturmadı, yatırım yapmadı, hizmet götürmedi” diye zırvalamaya başlıyor.


Hop beyler!


Birincisi, bu yaklaşımınız ile siz, terör örgütüne destek verip “suçu ve suçluyu övme” suçu işliyorsunuz, bu teknik nakavtınız.


İkincisi, bu yaklaşımınız ile PKK teröristlerinin güneyde, doğuda, batıda, Görele’de, Sis Dağı’nda, Zıva’da, Çanakçı’da Türk askerini, polisini, sabi sübyan demeden insanları kurşunlayarak, patlatarak, parçalara ayırarak öldürmesini “HAKLI” buluyorsunuz! Bu durumda kusura bakmayın, siz de o teröristlerle aynı saftasınız. Bu da insani ve vicdani nakavtınız.


Bu yaklaşımınıza göre ben de bu milletin aciz ve sıradan bir ferdi olarak soruyorum;


Senelerce Türk devleti tarafından sindirilen, korkutulan, öldürülen, sürülen, dilleri konuşturulmayan Kürtlerin hınçlarını almış, tatmin olmuş, rahatlamış, intikam almış sayılmaları için daha ne kadar çocuğumuzun kanının akıtılıp parçalanarak öldürülmesi gerekiyor?


Madem teşhisiniz bu yönde, buyurun bize vermemiz gereken can sayısını söyleyin. Biz de kendi aramızda konuşup il, ilçe, köy, mahalle, sülale başına kaç kurban vereceksek İbrahim’in İsmail’i kendi elleriyle kurban etmesi gibi, ya kendimiz öldürelim ya da gözü dönmüş teröristlerin, affedersiniz, terörist dediğim için çok özür dilerim bastırılıp ezilmiş Kürt halkının hakkını savunan gerillaların önüne koyalım onlar öldürsün ve sonra rahatlamış halde dağlardan inip maksatlarına nail olsunlar. Türk milleti de, Kürtleri bin senedir ezmiş olmanın bedelini ödemiş olsun!


R.T.Erdoğan karizmatik bir lider. Milyonları ağzına baktırıp etkilemeyi bilen bir hatip. Dersine iyi çalışan, hayatı boyunca ense yapsa rahatlıkla yaşayabilecekken kaytarmayıp belki günde yirmi saat çalışıp bütün ipleri elinde tutan bir parti lideri.


Ancak bir eksiği var; siyasi öngörüsü ve kabiliyeti, belediye başkanlığından öteye geçememiş. “Devlet” idare etme becerisini hafife alıp, belediye mütayit ve taşeronlarını, şantiyelerini idare etmekle, otobüs seferlerini, gazı, temizliği yaptırmakla onbin senelik Türk devlet töresini ihmal eden, ama parti mensuplarını ve eğitimsiz halkları peşinden sürükleyebilen bir lider. Tabi, eğitimsizlik ve bilinçsizlikle ardından giden Türk oğlu Türk milleti, Kürtler birem birem istediklerini aldıkları için Erdoğan’ın arkasındalar.


Bu vasıfları sebebiyle, etrafında bir sürü yardakçı, şakşakçılar olduğu aşikâr! Peygamberliğinden bile dem vuran adamlar türediyse, varın gerisini siz düşünün.


İşin garibi, ne AKP içinde ne memleket siyasetinde, Erdoğan’ın karizması ile yarışacak bir Allah kulu da yok! Antiparantez, Erdoğan’da bunu gördüğü için kendisinden sonra partiyi emanet edebilmek için nispeten karizma sahibi Numan Kurtulmuş’u AKP’ye çağırdı.


İşte bu karizması sebebiyle, R.T.Erdoğan gittikçe diktatörleşmekte, memleket tek adam idaresine geçmektedir. Bu sebeple, Amerika’dan gelen her talimata harfiyen uyup aklı ve mantığı devre dışı bırakıp en küçük işten en büyüğüne kadar her şeye yetmeye çalışmaktadır. Ee, Başbakan her şeyle uğraşıyorsa etrafındakilere ne kalıyor, şuursuzca, sorgulamadan, neşe içinde itaat! Bu itaatin sosu da maalesef“dindarlık”.


Bir Allah kulu da çıkıp, “Şu konuda hata yapıyoruz” demiyor, diyemiyor, susuyor, bekliyor, “yahu bi dur diyelim, halimize bakalım, etrafımızı algılayalım, bu gidişin sonu selamet değil, adamlar iç savaştan bahsediyor” dediğimizde, Erdoğan’ın karizmasıyla hipnotize olmuş koca adamlar “Sabır, dua, bekleyelim” diye saç baş yolduruyorlar.


Beyler, İstiklal Harbimizin başladığı günlerde de bir kısım hoca taifesi, “sabır, padişahımıza güvenelim” diye milleti uyuturken, Mehmet Akif millete “kalkın, vuruşun, vakit sabır değil silaha davranma vaktidir” diye dolaşıyordu Anadolu’yu.


Bugün R.T.Erdoğan milli şuurdan uzak, dış güdümlü ve dar perspektiften devleti idare ederken etrafındaki âkil adamların “Ey Başbakanım, hele bir duralım, etrafımıza bakalım, hızlı giden atın izi seyrek düşer de geri dönerken yolu kaybederiz, acaba doğru mu yapıyoruz, bu Amerika puştu zırt pırt dışişleri bakanını buralara yolluyorsa bir kancıklık var, Amerika verecekse ayağına çağırır, alacaksa ayağa gider, dün Özal yüzünden Irak bölündü, bugün bizim yüzümüzden Suriye bölünüyor, bütün bölünmelerden Kürt devletleri çıkıyor, bugün Esad’ı satan yarın seni satar, yarın Türkiye’de bir Kürt özerk bölgesi kurulup sonrasında Irak-Suriye-Türkiye’den kopartılan bölgede kurulan ve temelde İsrail’in vaat edilmiş Kenan ülkesinde kalan Kürt devleti Amerika, İsrail ve emperyalistlerin Ortadoğu’daki köpekliğini yapmaya dünden razı, bugün attığımız hatalı bir adım bin senelik mirası yok eder, çocuklarımızın geleceği kararı, savaşlar, çatışmalar, açlık, susuzluk, esirlikle sonuçlanır” demesi gerekiyor...


Ya da, iddialı bir laf olabilir ama R.T.Erdoğan’ın memleket siyasetine yön verirken danışmanlığını Amerika’nın değil, bizim oy verdiğimiz, yetki verdiğimiz bizim çocuklarımızın yapması gerekiyor. “Uydurma be adam, zaten danışmanları Türk” diyenlere, Cüneyt Zapsu isimli herifin Amerikalılara, Başbakanımızı kastederek “Onu deliğe süpürmeyin, faydalanın” demesini hatırlatırım!


Özetlemek gerekirse;


Bundan üç sene önce dediğim gibi, PKK meselesi kangren olmuştur. Kangren olmuştur, çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti ne siyasal çözümü becerebilmiştir, ne de askeri mücadelede sonuna kadar gidecek cesareti gösterebilmiştir.


Bu aşamada tek çare, kimseye sormadan, görüş almadan, örgütle ve örgütün siyasal uzantılarıyla pazarlık yapmadan, “devletlik-babalık” yapıp, bir yasa ile genel af ilan edip herkese “Allah cezanızı versin, herkes evine dönsün ve işiyle gücüyle uğraşsın, üretime katılsın, adam gibi bir arada yaşayalım” demek, sonrasında ise “bundan sonra benim ülkemde kan dökenin canını alırım” deyip, idam cezasını getirmek.


Ötesi, bana göre beyhude uğraş. Zira, sen o dağlara gidip bomba attığın zaman, adam da senin metropollerinde bombalar patlatıp bugün askeri, yarın çoluk çocuğu, kadını, masum sivilleri hedef alacak.


Sen, Kürtlerin oy verdiği BDP vekil ve belediye başkanlarını tutuklarsan, adam da senin meclisinden milletvekilini dağa kaldırır.


Osman Pamukoğlu “Hakkâri elden gitti” dedi, Erdoğan kızdı. Ben üç senedir biliyorum, Hakkâri’de başlayıp İstanbul’da biten bir olay sebebiyle bizzat yaşayandan dinlediğim şu; “KCK Hakkâri’de bütün idareyi ele aldı, tefeciliği yasakladı.”


Kendi adıma bir sıkıntım yok, ben milletimin ve devletimin emrinde elimde silah, Osman Ağa ve Hüseyin Avni Alparslan milisleri gibi giderim cepheye, vuruşa vuruşa akıbetimi beklerim, ölürsem şehit kalırsam gazi olurum, ama çocuğumun, gelecek nesillerimin huzuru için öleceğimi bildiğimden, gülümseyerek ve bir erkeğin kendini en özgür hissettiği cephede yaşarım. Hanımı çocuğu gönderirim Karabörk’e. Nasıl ki Rus işgalinde kadın çocuk ormanlarda saklanmış senelerce, onları Sis Dağına emanet ederim. Rahmetli Şaziye nenem Rus işgalinde emanetti dağlara, şimdi de ailem emanet olur.


Ama ne gerek var ölmeye, öldürmeye! Bütün yetki ve seçenek idarecilerimizde. İdarecilerimiz, milli birliği sağlayacak iradeyi göstersin. Dış güdümle değil, iç dinamiklere göre hareket etsin. Bütün Avrupa bir araya gelip sınırları kaldırırken, biz burada il il, bölge bölge bölünmeyi niçin tartışıyoruz!!!


Çare, millette. Milet ise yetkiyi vekillere verdi. Vekillerimiz iktidar partisine, iktidar ise R.T.Erdoğan beyefendiye.


Şimdi, kulaktan kulağa oynayalım:


Milletin bir ferdi olarak haykırıyorum; “ey hükümet, aklını başına topla, geleceğimizi karartma!”


Şimdi sıra vekillerimizde, iletin mesajımızı iktidara.


Fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış diyebilirsiniz.


Ama ben öyle düşünmüyorum, zira takip edildiğimizi biliyorum...


Lafın sonu;


“Haksızlığa susan dilsiz şeytandır” demiş peygamberimiz. Ortada milletimize karşı yapılan haksızlık var. Evlatlarını kınalı kuzu misali sevgi ile, açlıkla, yoksullukla, hastalıkla, gurbetle büyütüp askere yollayan analarımıza haksızlık var. Geleceğimize karşı haksızlık var.


Ben de bu haksızlıkları görüyorum ve o yüzden, dilsiz ve lânetlenmiş şeytan olmamak adına susmuyorum!


Tabii ki “uydurma be herif, ortada haksızlık yok, sen hezeyan içindesin” diyen olabilir. Onlara diyeceğim yok, kendileriyle sadece Allah’ımız birdir ve Kâfirun suresinde buyurulduğu gibi, “sizin dininiz size, benim dinim bana”dır...


Bayram tebriği yazmıyorum, zira yerde yirmili yaşlarında kanları dökülmüş yatan binlerce taze şehidimiz varken bayram kutlaması olmaz.


Saygı ve hürmet ile. (13.08.2012, 01:26)


Aydın Sordi, Avukat




  • İ KAYA
    8.11.2012 20:42:05

    AŞALAYA AŞALAYA DEVAM

    Bu ülkede 1 adam vardı bir de sen oldun 2 adam Bu milletin gözü kör kulağı sağır hatta senin değimiyle cahal kalmışlar Hep sizden olmayanları size destek vermeyenleri sizin dilinizden konuşmayanları aşalamışsınızdır Ne hikmetse AKP ye oy yerenler hipnoz olmuşlardır ülkenin kalkınması için 20 saat çalışan başbakan görünce şaşıp kalmışsınız ve bu kadar çalışan başbakandan bu ülkeği almak sizin için hayalolmuştur artik Ama bu hayalınızı gercekleştirmek için bu milletin anlamadığı yanlızca sizin anladığınız sandığınız ortadoğu politikalarından dem vuruyorsunuz Bu yazıları senin gibi düşünen binlerce köşe yazarları egosunu tatmin etmek için yazıyor zaten Bu ülkede İdeoloji nizi ülkenin idari bölümünde göremeyince cıldırmış sapıtmış sağa sola saldıran insanları aşalayan sizin gibi düşünmeyenleri adam yerine koymayan zavallılar olmuşsunuz.Hala şehitlerin üzerinden siyaset yapmayı kendinize iş edinmişsiniz sanki bu şehitleri AKP Hükümetinden kaylaklandığını AKP Hükümetinin oy kaybettirecek terimler kullanmaktasınız bu millet geçmişleri unutmadı unutmayacak Bazı hatırlıyorsunuz çare millet o da işinize geldiği zaman bazende ordudan medet unuyorsunuz.İ KAYA
  • Mustafa ARSLAN
    15.10.2012 20:42:36

    Aydın Sordi Ben Pilemedum

    Yorum yazdığım başlıkta gizli 'Öğretilmiş Çaresizlik' malesef. Gelecek korkusu. Taşaronlaşma. Üç kişi çalışıp yine de aileyi geçindirememe. Devlete avuç açar olma. Ne dersen de, kader de, kadersizlik de..! Ama ne olur hep gerçekleri de..! De ki aklımız başımıza gelsin. De.. de-de:-Beynimize yer etsin. Çünkü biz bize yapılan her ne varsa çabuk unutuyoruz. Unutmamak ve unutturmamak dileğiyle.
  • yunus temel
    5.9.2012 10:21:28

    Çok şükürki halan gerçekleri apaçık görenler var

    İki kere ikinin dört ettiyi gibi herşey apaçık ortadayken bu yanlışlıkların farkında olmadan yapıldıgına, aslında niyetlerin halis niyet olduguna inanabilen varmı?bu büyük millet elbette batmaz. en koyu karanlıktan birgüneş gibi dogmasını bilmiş bir millettir. lakin neden iki ayagımızı bir pabuca giymeye çalıştırılıpta milletin enerjisi boşa harcatılıp neden yerinde saydırılsın? memleketi yönetenler, yıllardır oynanan bu oyunun figüranları olmaktan vazgeçildiyinde bu milleti tutacak kendinden başka hiçbir kuvvet yoktur ...
  • Bütün Yorumları görmek için tıklayınız
1998 - 2017 © Görele Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz yazı, resim, videolar alınamaz. İçerik ekleyenlerin yazıları kendi sorumluluğundadır.
Görele bu sorunluluğu yüklenmez.

Görele.gen.tr'yi Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle