,
adana escort
,
Tarih 07.02.2017
Hit 2382
Paylaş

Yazdır Yazıcı dostu çıktı al
Resim 3 GÖR
Video 0
Akıllı Resim 0
Ses 0
Etiketler
İceriğe
ODAKLAN
  YAZI ARŞİVİNİ GÖR

İstatistik
  • Online: 3
  • Bugün: 504
  • Tümü: 119790
TOPLUM


DEĞİRMEN



Son dik, dar patikadan inince, içinde küçücük balıkların dolaştığı suyoluna (bent) ulaşırdık. Üzerindeki iki adım uzunluğundaki ağaç geçekten geçer; kızılağaçların gölgesinde, suyolunu izleyen patikadan değirmene inerdik.

Değirmenin taşları

Su olunca dönüyor

Yüreğim ataşları

Yar gelince sönüyor        

                Çocukluk ve delikanlılık yıllarımda, bildiğim üç değirmen vardı: Çakallı, Haydarlı, Hacu. İlk ikisi Çömlekçi deresi yatağındaydı, üçüncüsü Horuz Köyü dereciğinin kıyısında. İlk ikisi köyümüzün doğusundaydı, üçüncüsü batısında. Biz daha çok Hacu değirmenine giderdik. Daha sabahın erken saatinde, sırtımızda iki got darı, elimizde girebi, ağaç dallarının gölgelediği patika yoldan Hacu değirmenine doğru güle, söyleye yol alırdık. Son dik, dar patikadan inince, içinde küçücük balıkların dolaştığı suyoluna (bent) ulaşırdık. Üzerindeki iki adım uzunluğundaki ağaç geçekten geçer; kızılağaçların gölgesinde, suyolunu izleyen patikadan değirmene inerdik.

                Küçücük avlusunda ince, uzun, gösterişli bir çam ağacı; tahta giriş kapısının yanında derme çatma bir oturak… Hiç duraksamadan içeri girer; sırtımızdaki torbaları yandaki torbaların üzerine bırakırdık. Ak saçlı, pamuk sakallı, yumuşak, halim selim Salim dede, önce, gülümseyerek kim olduğumuzu öğrenir, sonra da iki parmağıyla tuttuğu kömürle torbamızın üzerine adımızı yazardı.

                Aklında sıraya koyardı, öğütülecek torbaları. Hiç şaşırmazdı. Sırası gelen torbayı tekneye boşaltırdı. Tekne boşalınca sıradaki torbayı boşaltırdı. Gün içerisinde birçok darı torbası boşalır un torbası dolardı… Sabahın kuşluk vaktinden akşamın geç saatine kadar sürerdi bu uğraş. Hiç de öyle kolay değildi, değirmencilik; emek ve sabır işiydi, bir anlamda.  

                Unluğa savrulan una, tahta küreğini uzatır; kürekte biriken unu parmaklarıyla inceler; eğer kalınsa teknenin yanındaki ucu sivriltilmiş kısa tahta çıtaları hafifçe ileri iterek ya da geri çekerek, hızla dönen taşa ayar çekerdi, Salim dede. Böylece istenilen kıvamda öğünürdü, darılar. Buna ayak kaldırma ya da ayak indirme denilirdi. Bu anı sevgiyle, ilgiyle, zevkle izlerdim…   

                Ters huni görünümlü üst tekneden, değirmen diliyle darılıktan kısa ağaç oluğa akan taneler;  olukla yan direğe sabitlenmiş çıtadan sarkan dilin dönen taşa sürtünmesiyle oluşan titreşimle üçer, beşer düşerdi. Bu dil, ağaçtan yapılırdı; çıkardığı sesten ötürü, adına, “tıkırik” denilirdi. Bu da yeterli olmazdı; oluğu idare eden bir de yöre ipi vardı. Bir ucu oluğa bağlanan ipin delikli taşa geçirilmiş diğer ucu, yan direğe çakılmış bezle sarılı parmak uzunluğundaki çubuğa dolanırdı. Salim dede, bu yöre ipi yardımıyla hareketli tahta oluğu hafifçe yukarı kaldırır ya da aşağı indirirdi. Bu ince bir iş, ince bir ayardı. İyi yapılmazsa oluktan fazla düşen darılar,  değirmenin taşını köreltirdi.  Taşı yeniden dişlemek, zor, zahmetli bir işti. Bir kaldıraç yardımıyla yuvasından kaldırılan koca taş, gün boyu çekiçle dişlenir,  yeniden yerine oturtulurdu.

                Taşların tam altında yarım daire biçimindeki taş oyuğun içine yerleştirilen çark, yüksekten dik acı ile inip sıkışan suyun sibekten fışkırması ile dönmeye başlar; baltacıkla sabitlendiği üst taşı harekete geçirir, süratle döndürürdü. Taşların hemen yanındaki uzunca, ağaçtan yontulma savak kolu ile idare edilirdi, değirmen.  Kol itilince suyun çarka vurması engellenir, böylece, taş boşa dönmezdi. Tekneye darı konulup kol çekilince değirmen dönmeye başlardı.

                Teknede biriken unlar, kısa saplı tahta kürekle özenle torbalara doldururdu. Sağa sola savrulan unlar küçük süpürge ile bir araya toplanırdı. Bu iş,  üst teknedeki darının son tanesi un olup alt tekneye düşene değin birkaç kez yinelenirdi. Sonra torbanın ağzını bir güzel bağlanır; yan taraftaki öğütülmüş torbaların üstüne atılırdı. Zevkli, eğlenceli bir işti değirmencilik…  

                Salim dede, kaşlarını çatıp “artık yeter, git” demeden çıkmazdım dışarı. Bir de kısık sesle “akşama gel” ya da “yarın sabah gel” derdi. Bazen de oluk (boş) olurdu değirmen. Bir iki saat içinde darımız una dönüşürdü. Torbamızı iple sırtımıza bağla, yokuş yukarı evin yolunu tutardık.

                Değirmenin içi kadar dışı da ilgimi çekerdi. Hemen yan tarafa geçer, çarka vurup hızla dışarı püsküren suyu gözlerdim. Derin bir uğultu ve ok gibi fırlayan sular… Etkilenirdim, doğrusu! Bir, iki metre sonra dereciğin sularına karışırdı; uğuldayan, püsküren su. Yumuşardı, rahatlardı. Derin bir uykuya dalardı… Durgun suda bir arada dolaşan minicik balıkçıklar (tirsi), gomitler, bıyıklılar, karabalıklar; kurbağalar…

                Ne karşılığında yapılırdı bu hizmet? Ederi neydi? Hak! Değirmenci, ölçüsüne göre ya üst teknedeki darıdan ya da alt teknedeki undan hakkını alırdı. Salim dede’nin tahta kefeli bir terazisi vardı. Kefelerin bağlı olduğu düz çubukta yan yana işaret ipleri bulunurdu. Bu ipler bir, bir buçuk, iki, üç okkaya denk gelirdi. Önce üst teknedeki darıya ya da alt teknedeki una daldırırdı, kefenin birini; sonra ayarlı iplerden birini tutar iki kefe eşitlene kadar uğraşırdı. Çubuk yere koşut olup kefeler dengeye gelince iş tamamlanır “hak” alınmış olurdu.

                Çok eskidir, değirmenler; çok eskidir değirmenlerin öyküsü. Önceleri kol, su ve rüzgâr gücüyle çalışan el, su ve yeldeğirmenleri vardı; hâlâ da var. Kırsalda her evde olmasa da her mahallede (yerleşim birimi), yarma çekilen üç beş el değirmeni vardır, hâlâ. Bol tereyağlı yarmalı lahana çorbası hâlâ kaynıyor, evlerde. Hâlâ kalaylı sahanlara ağaç kepçe ile aktarılan lahana çorbası sinilerde buğulanıyor…               

                Şimdilerde, su değirmenlerinin yerini elektrikle çalışan değirmenler aldı. Dere boyu onca değirmenden bir ikisi ayakta. Hepsinin de işi, işlevi aynı: Taneyi öğütmek, kırmak; una, yarmaya dönüştürmek. Yöremizde mısır ekilip biçildiğinden su değirmenlerinde darı öğütülür; buğday ekilip biçilen yörelerde buğday. Modern un fabrikaları da aynı mantıkla çalışır, üretir.

                Birkaç gün önce, arkadaşlarla Hacu değirmenine gidelim dedik. Puslu, sisli, çiseli, yağmurlu bir günün öğle vakti, çıktık yola.  Bölünmüş yoldan ayrılıp dar vadide dere boyu ilerledik. Tam Hacu değirmeninin karşısında durup arabadan çıktık. Baktım; bir daha, bir daha baktım. Gördüklerime inanamadım. Ne dereciğin üzerinden karşıya uzanan dal köprü vardı ne bağdadi güzelim değirmen! Briket taşla örülmüş bir tam! Hepsi o kadar. Ne suyolu kalmış ne çarkı... Küsmüş, kırılmış, incinmiş, darılmış; kabuğuna çekilmiş… Üzüldüm, içim sızladı. İçimden “keşke gelmez olaydım, keşke görmez olaydım” dedim; içerlendim. Oysaki ne anılarım vardı, unutulmaz… Gözlerim yaşardı… Hacu ile ilgili sıcak duygularım soğuk düşlerle yıkandı… Dilimde, bir, iki mani kırıntısı…

Sırtlan iki got darı

Gidelim değirmene

Geldi sevda ayları

Sevdalandım ben gene…

 

Yan bağla peştamalı

Gidelim değirmene

Sözüm var dönmem geri

Düğünüm var bu sene…      Özcan TEMEL

Görüntünün olası içeriği: bitki, ağaç, açık hava, doğa ve su

 

 



Okuma Sayısı: 794

1998 - 2017 © Görele Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz yazı, resim, videolar alınamaz. İçerik ekleyenlerin yazıları kendi sorumluluğundadır.
Görele bu sorunluluğu yüklenmez.

Görele.gen.tr'yi Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle