19 Aralık 2014 

Yazarın özgeçmişini okumak için tıklayınız.

TULUM KEMENÇE HORON

Topal Osman'la Köşk'ü basan Rasim Bey anlattı.

Karadeniz Birliği- ŞÜKRÜ AK

Köy Enstitüleri putunu yıkalım - Ahmet HAKAN

GEÇMİŞTEN CUMHURİYETE KADAR GÖRELE - Ayhan YÜKSEL

SİLKELEN KARADENİZ!...- Ünsal GÜNAY

Gemilerde Talim Var (Recebim) (Nihat ÇELİK)

HERKES ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYSUN-YAŞAR AYAROĞLU

2010 Feshane ; Yetki Sahibi Giresunluların Tarihi Sorumluluğu

Sosyal Yaşam Çekirdeği(M.M.Uğurlu)



VURSUN DAVUL KÜMBET KÜMBET- Özcan TEMEL
07 Temmuz 2009 16:47 · Misafir Kalemler

VURSUN DAVUL KÜMBET KÜMBET

Biri Giresun’un en bilinen yaylası; diğeri çalgının en tok, en gür sesi. Böyle bağlar, “Kümbet” konulu şiirin dörtlüklerini birbirleriyle Ahmet Kaçar. Tokmağın her vuruşunda insanın ta içini titreten, tüylerini diken diken eden coşkulu ses yankılanır derelerden dağlara: Kümbet, kümbet…. Yayla, sesini bundan daha güzel duyurabilir mi?
“Ağam burası neresi
Duroğlu Aksu Deresi
Bizim uşakların sesi
Vursun davul Kümbet Kümbet.”
Doğu Karadeniz bölgesi, deniziyle değil de yaylalarıyla tanınır, daha çok. Denizin hırçınlığı yoktur, yaylalarında. Oldukça sakindir. Yemyeşil çimenler; beyaz, mor, sarı çiçekler; ulu çamlar, soğuk sular, soludukça içinizi açan hava…
Günlük güneşlik bir anda, tepeden yemyeşil vadiyi seyretmenin tadını çıkarırken aniden soğuk bir esintiyle gelen sis-duman kaçırıverir, keyfinizi. Daha ne olduğunu anlayamadan yamaçların, ağaçların üstüne kirli – beyaz bir örtü yayarak bir anda, yanınızda bitiverir. Ne yeşiller görünür ne yeşillikler; kuşlar, böcekler susar… Üşüdüğünüzü hissettiğinizde, “Şaka yaptım, şaka yaptım.” dercesine alır başını gider…
Hep böyledir, sıra sıra dağların koynundaki Doğu Karadeniz yaylaları. Önceleri, yalnızca yaylacılar gelirmiş buralara; sürüleriyle, atlarıyla, çoban köpekleriyle… Her yaylacının kara taştan yaptırdığı tek gözlü bir yayla evi varmış. Ta güze kadar, yaylada kalırlar; ne zaman ki güz gelir, vargit çiçekleri açılır; o zaman yayladan ayrılırlarmış.
Geçmişin yayla kültürü, günümüzde, yok sayılacak kadar azaldı. Artık baharla birlikte sahilden yaylalara giden sürülerin günlerce uğuldayan kelek ve zil sesleri yok. Yaylacılık, yerini yayla turizmine bıraktı. İnsanlar ya günübirlik ya da birkaç gün kalmak için gidiyorlar. Kimileri, yaylaların doğal dokusunu bozmak, yaylaları çirkinleştirmek için elinden geleni ardına koymayıp güzelim obalara betonarme evler dikti. Buna rağmen, bir giden yeniden gitmek için can atıyor, yaylalara. Bir kez kendine çekti mi kolay kolay bırakmıyor insanı, yayla.
Giresun yaylalarının en ilgi çekeni, Kümbet’tir. Kaçar’ın anlatımıyla “Dereli’den Salon Çayır / Esen Tepe Karlı Bayır” derken koca koca çam ağaçlarının gölgesinde, oldukça eğimli bir yoldan çıkılır, Kümbet’e. Yazın en sıcağında kurnasından buz gibi su akan çeşme, Kümbet’e geldiğinizin ilk habercisidir. İki bilemedin üç yudum su içebilirsiniz en fazla, kurnaya dayadığınız avucunuzdan. Suyun soğukluğu dişlerinizin dibine işler. Yanda, yöresel giysili kadınlar demet demet dudiye, lahana, tirmit gibi yöresel ürünleri satmak için alıcı beklerler. Çeşmenin hemen yukarısında, Kümbet pazarı kurulmuştur.
Pazara girdiğinizde, ana yolun iki yanında, omuz omuza vermiş küçücük iki katlı eskinin yadigarı sevimli evcikler, ilişir gözünüze ilkin. Kendileri gibi küçük ve sevimli pencereleri, yüzüne vuran güneş ışığı ile cilveleşir. Bakkal, fırın, kasap, manav yan yanadır. Renk renk dokuma ipler, dokuma keşanlar, peştamallar, bele çekilen kuşaklar, püsküllü, boncuklu tene torbaları satılır, bu dükkâncıklarda. Hemen yanlarında tarla bahçe işleriyle uğraşanların ilgisini çeken el yapımı kazmalar, bel demirleri, kürekler, sepetler… Yazın bile sobası yanan, bacası tüten kahveler... Kültürel değer taşıyan bu güzelim evcikler, yöre dokusuyla uyuşmayan garip görünümlü binalarla kuşatılmaya, itilip kakılmaya zorlansalar da inatla, ayakta kalmak için çırpınmaktalar.
Hasır oturağa oturup, yayla havasını ciğerlerinize çeke çeke çayınızı yudumlarken yandaki mangalda pişen pirzola ve köftelerden közün üstüne düşen yağ damlacıklarının cızırtısını duyar; kokusunu hissedersiniz. İçeride, kuzinenin üstündeki kara kazandan mis gibi lahana çorbası kokusu gelir. Önce çorba içer, sonra yörenin lezzetli etini yemeye koyulursunuz. Üzerinde küçük küçük sarı yağ parçacıkları olan taze yayık ayranını yudumladıkça yaylayı daha iyi anlamaya başlarsınız.
Hemen yanınızdaki çayırda atlar, ileride inekler, karşılarda koyunlar; önünüzde ikide bir kabararak uzun uzun öten alımlı horozun çevresinde gezinen, toprağı gagalayan, dörünen tavuklar; başıboş dolaşan köpekler… Boş gözlerle çevreye bakan çocuklar, şapkalı, lastik ayakkabılı adamlar; beli kuşaklı, başı yazmalı kadınlar…. Yaz başından güz sonuna kadar hep canlı, hep hareketlidir, Kümbet.
Çevreyi dolaşmaktan, alışveriş yapmaktan; karşı yaylaları, dağları seyretmekten mutlu olursunuz. Fotoğraf çekersiniz, bol bol. Daha ötelere gitmek, yeni yeni yerler görmek istersiniz. Yürüdükçe açılırsınız, rahatlarsınız, huzur bulursunuz. Daha da ötesi zinde olursunuz. Bir yandan güneş vurmuş karşı tepeler gülümser size, diğer yandan koyu yeşil çamlar, sevgi katar sevginize… İçinizdeki, hepsine ulaşmak, hepsiyle tanışmak, konuşmak, koklaşmak isteğini durduramazsınız. Çimenlere uzanır, çiçekleri koklarsınız….


Gözünüz hep ötelerde olur; içiniz içinize sığmaz. Koyulursunuz yeniden yollara; gitmek için ötelere; daha , daha ötelere. Dağ kokan, yayla kokan, su kokan dizeleriyle, Ahmet Kaçar yine yoldaşlık eder size:

“Yollar yürüsün bir hele
Dağlar köprü kursun sele
Erimez’den Eğribel’e
Vursun davul Kümbet Kümbet.”
Serin, mavi bir gökyüzü; yemyeşil çimenler; kıvrıla kıvrıla akan sular…. Çam kokuları, çiçek kokuları… İşte böyledir, birbirine çok benzeyen Doğu Karadeniz yaylaları.
Mutlu, huzuru olmak mı istiyorsunuz? Özgürlüğün tadını çıkarmak mı istiyorsunuz? Gençleşmek, güzelleşmek mi istiyorsunuz. Kendinizi güçlü ve zinde hissetmek mi istiyorsunuz? Gelin, yaylalarla…
Hani kemençeci Piçoğlu Osman’ın yıllar yıllar önce çalıp söylediği “heyy heyy” nakaratlı yanık türkü var ya “Tamzaranın üzümü / Dinle benim sözümü / Dinlemezsen sözümü / Göremezsin yüzümü.”, işte ona konu olan Tamzara’yı; efsaneleşen Gelin Kaya’yı görmek için düşünüz, yollara…
Arayıp da çoğu zaman bulamadığınız cömertliği, dostluğu, sevgiyi, güzelliği yaylalarda bulacaksınız… Sabrı, hoşgörüyü, sevdayı yaylalarda keşfedeceksiniz, yeniden. Yok demeyin, inanın yaylaların dili vardır, konuşur sizinle; gözü vardır, buluşur gözlerinizle. Yaylaların yüce, koca bir yüreği vardır; sevda katar yüreğinize.

01.06.2009
Özcan TEMEL


Üsküdar Çağrıbey Anadolu Lisesi
Edebiyat Öğretmeni

Bu yazı 738 defa okunmuştur.
Yazıyı Paylaş:


Yorumlar
Bu yazıya yorum eklemek için aşağıdaki formu doldurup gönderiniz.

Adınız:
Başlık:
Yorumunuz:



Görfed, Çöp Tesisinden Rahatsız.


Cavusluya Cop Tesisi, Goreleye PKK kampi yapilmali...


Madem Güzel Olacak, Giresun'a Yapılsın!


SAĞLI- SOLLU GİRİŞİRİM


GÖRELE KEMENÇE VE HORAN GÜNLERİ


HİCİV EDEBİYATI VE TAŞLAMALARIMDAN BİR DEMET


Yeni Dönem Çalışmaları


Bize Zihniyet Devrimi Gerekli...


LÂİN ŞEYTAN


GÖRELE'DEN BİR AİLE TARİHİ


Van Depremi Üzerine...


Borcu Bile Yapılandıramadılar


Tebrikler Tirebolu...


Dilan, ‘Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış’


KANLI SİYASET !


NEREYE GİDİYORUZ?


Bizden Bir Köşe: Kırım


Üyelik  |  Bize Ulaşın  |  Künye  |  Reklam  |  Kullanım Şartları  |  Yayın İlkelerimiz  |  Gizlilik Politikası



gorele.gen.tr © 2000 - 2011 · Bütün hakları saklıdır
Web sitemizde yayınlanan haber, makale, fotoğraf ve tanıtıcı bilgiler izin alınmadan kopyalanamaz.