28 Kasım 2014 

Yazarın özgeçmişini okumak için tıklayınız.

KARABÖRK…KARABÖRK...

KABAHATLER KANUNU YÜRÜRLÜKTE

Değirmende Doğan Farenin Memleket Meselelerine Dair Düşünceleri…

KENÇLUK… AH KENÇLUK!

Ağzının Kıtımağını Yedüğüm...

514 Numaralı Oda...

Ben Ermeni Değilim...

Güzin Abla'ya Mektup;“Abla Yetiş, Deliren Var”

KİTAP TUTAN ELE KAN BULAŞIR MI…

MUMCU HASAN, HÜKÜMET ve MEDYA (!)



Lale Devri
10 Mayıs 2007 17:19 · AYDIN SORDİ
Öncelikle vurgulamak istediğim şu; hangi görüşe, hangi siyasi temayüle, hangi ideolojiye, hangi siyasi parti veya gruba bağlı olursak olalım tek değişmez gerçek ve ortaklığımız vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti diye bir devletimizin olduğu, bu devletin üzerinde kurulduğu ve bizim de yaşadığımız Anadolu diye bir coğrafya parçasının varlığı ve bugün yarın ahrete göçüp, amel defterimiz hariç her şeyi bu tarafta bırakacağımız, dolayısı ile yarın çocuklarımızın, torunlarımızın yaşayacağı hayatı da bizim şekillendireceğimizdir.

Bu gerçekten hareketle, yapacağımız bütün tartışmaları, vereceğimiz savaşı, mücadeleyi kendi hırslarımız, menfaatlerimizden evvel, yarın öbür gün son nefesimizi verirken, “efendi gibi, dürüstçe yaşadım, mücadele ettim, çocuklarıma torunlarıma yaşanacak bir ülke bırakıyorum” diyebilmek için yapmalıyız.

Yoksa, bir siyasi partinin –yada menfaat şebekesi- peşine takılıp birkaç kişiye yardakçılık yaparak keseyi doldurup, “çocuklarıma yaşanacak bir dünya değil, bol gayrimenkul, birçok bankada külfetli hesap, yat, kat, at, it” bırakayım diyerek yaşamak da mümkün. Ama o zaman muhtemelen yurt dışında kaçak, hapiste mahkûm, mirasçılarının daha sağlığında başladıkları miras kavgalarından bağı ağrımış, “ulan bütün emeklerim boşa gitmiş” diyerek son nefesi vermek yüksek ihtimal.

Lafı dağıtmayayım, şimdiye kadar kalbini kırıp kendime kızdırmış olabileceğim herkesten rica ediyorum; lütfen çocuklarımızın geleceğini düşünelim!

Bugün “Türk” Telekom’un, özelleştirme adı altında yabancılara peşkeş çekilen bankaların yönetim kurulu azaları, genel müdürleri ecnebi. Küreselleşme denen “85 yıl evvel tek dişi kalmışken şimdi 32 dişinin tekmili büyümüş, üstelik sivriltilip parlatılmış” canavarın ve vahşi kapitalizmin kuralları gereği, yakın zamanda şirketlerin çoğunda böyle olacak. Paranın dini imanı milleti olmaz derler ya, patronlarımız da yabancı yöneticilerle çalışmak isteyecekler, çünkü Türk olmak vasıfsız, basit, köylü, maganda, ter kokan, cahil, “diplomalı eşek” demek olacağından, beyaz yakalıların tamamı yabancı olacak. (Uydurma şimdi diyenlerle çok değil 10-15 yıl sonra görüşebilirim, yabancı doktor yasasını hatırlayın.)

Olmasın demiyorum, desem de bir işe yaramaz zaten. Diyeceğim şu, özel sektörü, sermayeyi kaptırdık artık, dönüşü yok. Peki devlet idaresi? Yarın ecnebi kaymakamlar, ecnebi komutanlar, ecnebi polis müdürleri, ecnebi yargıçlar, ecnebi bürokratlar gelir de, çocuklarımız işgal altında yaşarlarsa… O zaman, mezarımızda rahat uyur muyuz? Daha ötesi, bugünkü vurdumduymazlık ve şahsi ihtiraslara alet olarak memleketi yüzmilyarlarca “yu-es Dolar” borca soktuğumuz, memleketin ekonomi idaresini 85 yıl evvel sopalayarak kovaladığımız adamlara teslim ettiğimiz için, hep bahsettiğimiz, adlarına anma günleri düzenleyip, utanmadan şehit oldukları yerlere gezi düzenleyip, riyakarca ziyaret edip mezarlarında huzursuz ettiğimiz şehitlerimize, dedelerimize karşı yüzümüz kızarmıyor mu?

Bizi, hem ecdadımız hem ahfadımız affetmeyecek! Mahşer günü için herkes hazır olsun, kendi payına düşen borcu hesaplasın, bize tertemiz bir vatan teslim eden şüheda ecdadımıza ve ecdadımızdan aldığımız mirası nankörce kullanıp batmış, bitmiş, işgale uğramış bir memleket bırakacağımız ahfadımıza ne hesap vereceğini düşünsün!

Bir yargıç, “Osmanlı’nın bu ülkeye bıraktığı tek kötü miras, devlet idaresinin dönmeler üzerine kurulmasıdır. Osmanlı devlet idaresini dönmeler yönetiyordu, bugün de aynı duruma gelindi.” dedi. Prof. Erol Manisalı bir makalesinde emperyalizmin oyunlarını anlatırken, “size yöneticiler takdim ederler, siz o yöneticileri kendi aranızdan, kendi çocuğunuz gibi görür ve seçersiniz. Ancak, size seçtirilen yönetici sizin çocuğunuz değil, sizi yönlendirenlerin uşağıdır” manasında açıklama getirdi. Hâkimin tespiti ile Manisalı’nın tespiti yan yana geldiğinde, mevcut durum anlaşılıyor.

Son bir ayın bir haftasını, Nevşehir’de geçirdim. “Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Caddesi” tabelasını ilk gördüğümde aklıma son günlerimiz, içinde bulunduğumuz durum geldi. Gülümsedim ama beynimi, yüreğimi burkan bir gülümseme ile…

Kimseye tarih dersi verecek değilim, vakit Osmanlı’nın dara düştüğü, borçlanmaların başladığı, birleşen Avrupa yada o devrin AB’si tarafından kışt kışt diyerek Avrupa’dan çıkarılmaya çalışılırken bir yandan da içerdeki azınlık ve cemaatlerin “can güvenlikleri” bahanesi ile kışkırtılmaya başlandığı, memleket içinde huzursuzlukların baş gösterip, “ulufe içün” padişahların hâl edilmeye başladığı dönemler…

Ordu seferde yenilmese dahi devletin dış borç sebebiyle mahkûm olduğu (o dönemdeki) Avrupa Birliğinin baskısı ile dönme sadrazamların, (o zamanki) AB ve Rus sefirlerinin boğaz kıyısındaki yalılarda, saraylarda baş başa verip kendi menfaatleri uğruna antlaşmalar imzalayıp sonra da “yeniçeri huysuzluk eder, istemezük deyü kazan kaldurur” diye suçu asker ocağına attığı devirler…

Halk yoksulluk içindedir, Anadolu zaten yüzlerce yıldır bakımsız, öksüz çocuk gibidir. Karl Marks’ın “Osmanlı emperyalist bir devlettir, ancak Osmanlı hakimiyeti altına aldığı milletleri değil, kendi milletini sömürmüştür” tespiti maalesef yerindedir. Anadolu bitik, İstanbul da bitmiştir artık. Saray çalışanlarının evlerine hergün binlerce liralık tayınlar dağıtılmaktadır, saraya yakın olanlar, yardakçılar ihya olmuş, ortalık cephe görmemiş, kılıcını kınından çıkarmamış “paşa”dan geçilmez olmuştur.

İşte bu sıkıntılar içinde kurtuluş yolu bulunur… Haliç kıyılarına, saray bahçelerine, beylerbeylerinin (fiyuu, ne kelime ama!) saraylarına, ağaların, paşaların, beyzadelerinin konaklarına, sokaklara caddelere binbir renkte laleler dikilir, fener alayları düzenlenir, bilmem kaç bin pare top atılır. Zannımca, ordunun Eflak, Boğdan, Kırım cephelerinde attığı top barutundan daha fazla barut yakılır… Geceleri, bizim tosbağa dediğimiz kaplumbağaların sırtına yapıştırılan mumlar yakılır, zavallı tosbağalar hengame içinde oradan oraya kaçıştıkça Sadabad kıyılarında bir ışık cümbüşü olur, saray erkanı içki işretine gark olur, herkes mesut mutludur… Güfteler yazılır, besteler yapılır, aruz vezninin binbir çeşidiyle şiirler yazılır…

Sadabad, geceli gündüzlü şenlik yerine çevrilir, ama öyle bugünün halk konserleri gibi avam şenlikler değil… En az “bey” olmak gerekir, tertibolunan eğlencelere iştirak içün…

Dışarıda halk aç yaşıyormuş, ordu perişanmış, askerin maaşı ödenmiyormuş, eğlenceler borçla yapılıyormuş, kimin umurunda… Halk kim, ne işe yarar ki… Bir lalenin sivri, yeşil yapraklarının arasından utangaç bir ifade ile çıkardığı muhteşem güzellikteki çiçeğini izlemek, lale bahçelerinde, sayısı belirsiz Çerkez, Sırp, Rus sevgililerin yeşil, mavi gözlerine, saçlarının sarı buklelerine şiirli methiyeler düzmekten ötesi var mı… Elbette yok…

Açıklamam gerekiyor, Osmanlı düşmanı değilim, benim kızdığım ve düşmanlık ise düşmanı olduğum, kendi menfaat ve zevklerini memleket menfaatlerine yeğ tutan idarecilerdir. Bu ister sadrazam, ister padişah, ister belediye başkanı, ister cumhurbaşkanı olsun.

İgnasio Silone, “Fontamara” isimli kitabında,bir köylü hiyerarşiyi ve halkın statüsünü şöyle tarif ediyor; “Önce Tanrı gelir, bunu herkes bilir. Sonra prensin nöbetçileri gelir, sonra prensin nöbetçilerinin köpekleri. Ondan sonra hiç kimse gelir, ondan sonra köylüler gelir.” İşte, krallık rejimlerinin köylü ve halka bakış açısını tarif eden muhteşem bir örnek…

Bugünkü iktidarın yoldaşı ve “benim için Çanakkale şehitleri değil, bugün Irak’taki direnişçiler Bedrin Aslanları gibidir” vecizesinin sahibi, Abdurrahman Dilipak isimli şahıs, 1988 yılında yazdığı “Kemalizm” isimli kitabında, Atatürk’ün ölüm yıldönümünde vs harcanan çiçek ve çelenk ücretlerini sağdan soldan derleyip, “bu ne müsrifliktir, böyle anlamsızca işler yüzünden devlet bütçesinden bunca para harcanır mı” cinsinden eleştiriler getiriyor…

Nerden çıktı şimdi lale devri, Dilipak diyeceksiniz, sadede geliyorum.

İstanbul’da yaşayanlar bilir. Kadıköy hariç İstanbul’un her köşesi cıvıl cıvıl lalelerle bezendi. “İstanbul lalesiyle buluşuyor” afişleri sardı her üst geçidi. Aramızda kalsın, bu afiş bende, müstehzi bir gülümsemeye yol açtı ya neyse… Kadıköy’de Selami Öztürk var, lale dikmeye ne gerek var diye mi düşündü anakent belediyesi bilmem ama, lale sezonunda gitmediğim Beşiktaş ve Bakırköy’de de yoktur sanırım. Devlet adamlığı olan belediyecilikle siyasi kimliği karıştıran kişiler başta olunca böyle oluyor demek ki. Aman ha Selami Öztürk’ün ne şahsı, ne partisi ne de ideolojisini savunuyorum anlamı çıkmasın, zinhar! Benim ki basit bir vatandaşın garipsemesi sadece.

Bir anekdot; İstanbul’un ana arter kıyılarındaki yüz yıllık ağaçları kurumalarını ister gibi budayanları da kınıyorum, hangi sözleri hak etmişlerse gani gani yolluyorum!

“Hani sadede geliyordun” diyorsunuz, haklısınız bir önceki yazı kısa idi, şimdi onun eksiğini de tamamlamak istiyorum!

Efendiler;

Osmanlı’nın son dönemindeki başıbozukluk, basiretsizlik, müsriflik, göz boyayıcılık, dış ilişkilerde boş vermişlik, devlet itibarının hiçe sayılıp kişilere oynama alışkanlığı geri geldi.

Bir rivayete göre, İstanbul’daki 15 günlük lale saltanatının maliyeti bilmem kaç milyon gayme yu-es dolar imiş. Bu ne rezilliktir, kimin parası neye harcanıyor? Bu laleleri kim alır kim satar? Kaça alır, kaça satar? Devletin dış borcunun, iç borcunun katmerlendiği, halkın aç gezdiği, memleketin neredeyse yarısının açız diye isyan ettiği bir ülkede, 15 gün, bilemedin bir aylık lale devri için bu para sarf edilir mi?

Kurtköy’e, bilmem kaç milyon gayme yu-es dolara “İstanbul Park” diye yarış pisti yaptılar. Ülkede sanayi müthiş, uzay teknolojimiz var, milli otomotiv sektörümüz, otomobil, motosiklet ve lastik üreticilerimiz teknolojiyi bile aşmış dünyaya mal yapıp satıyor, haliyle biz de bu teknolojiyi sergilemek için yarış düzenleyip, pist yapıyoruz! Uyan Aydın uyan, bu senin ülken için rüya bile değil!

Şimdi, bu pisti, Bernie Ecclestone denen adama, seneliği 3 milyon gayme yu-es dolara kiralamışlar. Ya hû Âdemler, siz bu kira ile maliyeti kaç yılda kurtaracaksınız? Bu ülkenin o piste gömülen paralarının hesabını soran yok ki…

Bizde olsa olsa, Emek ve Kurşun lastik fabrikalarından çıkan “Trabzon lastiği” ve “derbey”lerin giyilerek yarışıldığı köylü koşusu olur. Onun için de piste gerek yok, muhteşem (!) Karadeniz sahil yolunun boş yatan şeritlerinden birisi yeter!!! Startını da; “Uraaaaa, devletlu başbakanımız selamlığa çıkmış, Çavuşlu’ya gelmiş, otobüsün muavin koltuğunun olduğu yerden mübarek yüzünü gösterecekmiş” diyerek vermek yeterli olur sanırım.

Boğaziçi Köprüsünü biliyoruz. İnşaat mühendisleri, köprünün ömrünü tamamladığını, bu saatten sonra her şeyin olabileceğini, teknolojisi eski olduğu için de parça parça yenilenmesinin mümkün olmadığını söylüyorlar. Doğru mu yanlış mı bilemem ama bunu söyleyen yetkin bir inşaat mühendisi ise, itibar etmek gerek.

Geçen ay, devlet hazinesinden 5 milyon gayme yu-es dolar yada ye-te-le sarf edilerek, köprünün bundan sonra pavyon olarak da kullanılmasına başlandı! Hemen köprünün ayağındaki “Beyaz Türklere” hizmet veren eğlence merkezlerinin de bundan tavassutu vardır belki. “Biz burada ışık oyunları yapıyoruz ama yetmiyor” demiş olabilirler. Günahları boynuna.

Köprü alttan üsten komple ampullerle kaplandı, memleket komple ampulle kaplandı, üstüne bir Boğaziçi Köprüsü olsun ne fark eder değil mi… Ampuller ve projektörler, belirli aralıklarla mor, kırmızı, sarı vs renklere bürünüp, boğazı ve ülkemizin havasını renklendirip güzelleştiriyorlar!

Beyler;

Bilimsel ömrünü tamamladığı söylenen bir köprüye yüklenecek her gramın önemi var. Geçen yıl halatları kopmaya başlayan köprüye kaç bin tane ampul, kaç kilometre kablo, kaç metre kare projektör yerleştirildi? Bunların toplam ağırlığı ne? Bu projektör ve ampuller gecede kaç bin volt elektrik harcıyor?

“Ama çiçekler gayet güzel, köprünün ışıklandırması da ayrı bir hava vermiş, sırf muhalefet olsun diye böyle söylüyorsun” diyecek olan arkadaşlara gerekçem basit; borç varken sadaka verilmez…

Sözün özü;

1700 küsur yılındaki lale devrinden bu yana tek değişen, lale devrinde kaplumbağa sırtına yapıştırılan mumlarla gece Haliç kıyıları aydınlatılıyordu, bugün ampullerle boğaz köprüsü pavyona dönüşmüş durumda. Başka değişen yok. Kafa aynı kafa, basiretsizlik aynı basiretsizlik, müsriflik aynı müsriflik, gidişat aynı gidişat... Halk aynı halk, idareciler aynı idareci…

Biz lalelerle, ışıklarla oynarken, meclisçilik, demokrasicilik oynarken Ankara’da -yu-es-ey- Amerika elçisi bizim gazetecileri (bizim demeye utanıyorum ama ne yapalım öyle) konutuna çağırıp, Türkiye’nin iç işleri ve sorunları hakkında görüşlerini dikte ediyor!!! AB ise, masadan kafasını bile kaldırmadan, “gıpraşmayın” diye posta koyuyor…

Halil… Halil mi, kim o…

Osman Pamukoğlu ne güzel isim koymuş kitabına; “unutulanlar dışında değişen bir şey yok!”

Sözün sonu da, yakında kurtuluş savaşı vermemiz gerekecek diye korkumdan, iki mısra şiir olarak Güney Amerika’dan gelsin:

“Siz sıranızı savdınız beyler,
Söz sırası mavzer arkadaşta…”

Sağlık, sıhhat, barış, esenlik, huzur dolu, darbesiz, muhtırasız, takıyyesiz günler dileklerimle.

Aydın Sordi, Avukat.
aydinsordi@istanbulbarosu.org.tr
Bu yazı 1694 defa okunmuştur.
Yazıyı Paylaş:


Yorumlar
» sözün bittiği yerde...
elinize kolunuza sağlık...çok güzel yazı ...ve bu durumda olduğumuz için üzülmeli insan....aynı kandırmalar halk halinden memnun , dışarda herkesin yüzü gülüyo yalanları .......tekrar yazınız için teşekkürler...
··· 10/05/2007 18:38, hüseyin civil
» Bu millete karayı ak diye yutturdunuz
Aydın Bey yazınız gerçekten güzel olmuş.Memleketin halini geçmişe atıfta bulunarak iyice özetlemişsiniz.Yazdıklarınıza eklenecek fazla birşey yok.Tek yazabileceğim sözlerini OZAN ARİF in yazdığı AHMET YILMAZ ın söylediği şiirden birkaç mısra:EVET SAYIN BAŞBAKAN TAYYİP BEY HAZRETLERİ.ARATTINIZ SİZ SİZDEN ÖNCEKİ NAĞMERTLERİ.NASIL DİLE GETİRSEM AÇTIĞINIZ DERTLERİ.BİR DEĞİŞME MASALI BİRDE AK TUTTURDUNUZ BU MİLLETE KARAYI AK DİYE YUTTURDUNUZ..ÖNCE ŞUNU KABUL ET:SÖZÜNDE DURMUYORSUN.SANA OY VERENLERİ KATİYEN DUYMUYORSUN.VERMEYENİ ZATEN HİÇ İNSANDAN SAYMIYORSUN.BİR DEĞİŞME MASALI BİRDE AK TUTTURDUNUZ BU MİLLETE KARAYI AK DİYE YUTTURDUNUZ..KÖYLÜ ZATEN GİTMİYOR NİYE GİTSİN TARLAYA?NE VERDİNİZ PANCARA FINDIK VEYA BUĞDAYA?ÜSTELİK RİZELİSİN KAÇ KURUŞ VERDİN ÇAYA?BİR DEĞİŞME MASALI BİRDE AK TUTTURDUNUZ BU MİLLETE KARAYI AK DİYE YUTTURDUNUZ..GERÇİ HANIM KÖYLÜSÜN HİKAYE RİZE MİZE.PAS BİLE VERMİYORSUN ARTIK KARADENİZE.O RİZE, RİZE İSE BUNLARI SORAR SİZE.BİR DEĞİŞME MASALI BİRDE AK TUTTURDUNUZ BU MİLLETE KARAYI AK DİYE YUTTURDUNUZ...Saygılarımla
··· 10/05/2007 18:55, Mahmut Ahmedi NEJAT
» OKU-OKU-OKU
TEK KELİME İLE HARİKA. BU BİZİM SESİMİZ DİLİMİZ OLAN , BENİM AKLIMDAN GEÇEN AMA BİR TÜRLÜ TARİF EDEMEDİĞİM DUYGU VE DÜŞÜNCELERİ DİLE GETİRMİŞ VE HERKESE HAYKIRMIŞSIN. KALEMİNE SAĞLIK. DÜŞÜNEN,VATANINI ,MİLLETİNİ SEVEN, HERKES SİZİN BU YAZINIZIN ALTINA MUTLAKA İMZASINI ATAR.
··· 11/05/2007 01:25, ÖMER KARAKAŞ
» Yolun Sonu
kaleminize,elinize ve dilinize sağlık.çok güzel bir yazı olmuş. Ankara'da ki refüj ve caddelerde bulunan laleleri görünce,nedense benim de aklıma aynı düşünceler gelmişti. Bu günleri de alnımızın akıyla atlatmamız dileği ile...
··· 11/05/2007 13:10, Handan Aytaç
» BENIM HALA UMUDUN VAR
Yaziniz birayna olmus.umarim gercekleri göremeyenler icin bir isik olur.osmanli devletinin sondönemlerdekaybettigi savaslar yüzünden hazineödeme yapamaz durumdadir ve dis borclanma kacinilmaz oldu.1870 yillarinda osmanli avrupaya iflasini bildirdi.ve sonucu itibariyla osmanli topraklarinin dört bir yandan isgal edilmesi mesru oldu .sizinde yazdiginiz gibi türkiye ayniyola düsürülmüstür. YAZILARINIZIN DAIMI OLMASINI DILERIM :YAZ YAZ YAZ BUTOPLUMUN BUNA COK IHTIYACI VAR:
··· 11/05/2007 16:47, ARIF ERENER
» lale sembol oldu!...
Sevgılı aydın...aslında lale bu devrın son 4.5 yılın bır sembolu oldu...sırıngayla uyusturulmus topluma goz boyanması ıcın yapılan fuzulı masrafların bır sımgesı oldu...daha neler varkı senınde cok ıyı bıldıgın ve yasadıgın...ne kadar cok caslısmıs dımı sevgılı hukumetımız...ekonomıyı nasıl duzeltmısler dımı!..esnaf kan aglıyor ekonomı duzeldıgı ıcın!...hukumetımızın basarılarının devamını dılerız...butun koprulere neon ısık talep ederız...kalemıne saglık aydın...
··· 12/05/2007 01:12, ÜNSAL GÜNAY
» Teşekkürler
Sayın SORDİ zaman zaman çeşitli konularda yapmış olduğumuz yorumların tamamını LALE devri ile bütünleştirdiğiniz için teşekkürler ediyorum.Ve diyorumki kafasını kumun içine gömüp,olup bitenlerden haberi olanları olanları engellemeye çalışanlar,kafanızı kumdan çıkartın değerli hemşerimizin yazdıklarını okuyup ders alın.İşinize gelmiyorsa,duyarlı insanlara bari engel olmayın...Şair Nedimin dediği gibi,GİDELİM SELVİ BOYLUM SADABADA.Bende diyorumki Gidelim Selvi boylum seçime...Tekrar teşekkürler hemşerim güzel yazıların için...SEFER AYDIN...GÖRELE
··· 14/05/2007 18:50, SEFER AYDIN
» Laleler mi ?
İnadına,yazarımız Ali Bilir Bey çok gezenlerden. Lale konusunda yazısı var.Dolayısı ile çok bilenlerden. Bu konuda kendisini Eviya Çelebi ile özdeşleştirmiştim. Lalenin renginin portakal rengine dönüştüğünden bahsetmiştim. Ancak üç defa göndermeme rağmen yayınlanmadı. O kadar da olur.Meğer Nedim olmalıymış. Yiyelim içelim kam alalım dünyadan. Lale , portakal. Ne farkeder. En azından laleye taş atılmaz.Gerisini boşver.
··· 17/05/2007 18:35, Halil Kalaman.
» bizim aydınlar
Aydın AYDIN AYDIN Ne kadar güzel aydınlık olmak bogaz köprusune ampullerı yerleştirirken her halde Görele genterede yazan aydın beye sormuyacaklar bu köpru bu yükü kaldırırmı kaldırmazmı diye ehli insanlara soracaklardır diye düşünüyorum belki senin mesleyini ilgilendiriyordur onu bilemem dünyanın hic bir ülke ticari konularla ilgilenmiyor senin konuştuğun telefon faturasıylada devlet ilgilenmez üretmez devlet denetler devlet yetiştirir kimi bilim adamını denetleme mekanızmasını istıkbaratını askerini sizler sizler lale dikenide sevmesini z dikmeyenide agaş dikenide eleştirirsiniz sulayanıda siz sizliğinizi benimsemeyen sizlersiniz siz i kaya
··· 22/05/2007 01:09, i kaya
» ufku geniş olmak...
Sayın Aydın Sordi bana göre bu sitenin en çok okunanlarından. Her yazısını okuyorum ve değerli buluyorum. Siyasi düşünceleri ne olursa olsun herkesi bir noktada birleştirebiliyor. Bu, onun ufkunun geniş ve günlük siyasetten uzak olmasıyla açıklanabilir. İyi ki varsın ve iyi ki yazıyorsun. Teşekkür ederim.
··· 24/05/2007 17:21, Hayati Sarıcıoğlu
» i.kaya Beye
Syn i. kaya beyefendi Aydın Beye vermiş veriştirmişsiniz sizemi sorulmalı diye..İyi o zaman biz bu hükümetin yaptığı hiçbir şeye karışmayalım onlarda istediği gibi at koştursun meydanda..Biz tartışmayacağızda kim tartışacak bu hükümeti ve işlerini?Kim ortaya çıkaracak yanlışları..Kusura bakmayın ama biz koyun değiliz öyle çoban her istediği yere sürsün..Belki siz yönetilmeye alışmışsınızdır ama bizi yani bir TÜRK olarak beni kimse yönetemez hele amerikaya uşaklık yapan bir yönetim hiç yönetemez..Sanırım ne söylemek istediğimi anladınız..Ayrıca yorum yazarken noktalama ve imla kurallarına biraz daha dikkat ederseniz iyi olur yazdığınız yorumu bir saatte Türkçe ye çevirebildim..Saygılarımla...
··· 24/05/2007 21:52, Mahmut Ahmedi NEJAT
» Bir dil bir insan demektir!
Mahmut Ahmedi Nejat bey, ikaya sayesinde bir dil daha öğrenmişsiniz daha ne. Bu işin şakası... ikaya ve aynı yoldakiler için beşeri hayat fani, önemli olan ahiret. Buraya kadar eyvallah. Onlar burada noktayı koyup beklerken uygarlık ilerlemiş ve mesela interneti bulmuş. Bulmuşki ikaya yazma özürlü olsa bile internetten yararlansın diye. Yani fani dünya insan hayatını teknolojik ve estetik yönde geliştiriken onlar bu gelişmeleri fani bulmuş. Oysa ne gerek var bunlara! Hurma ağacının dibinde uyuklamak varken ne oluyor bu gavurlara da ha babam icat? Bir de siz çıktınız şimdi, yazım kurallarının ne kadar önemli olduğunu yazıyorsunuz. Tövbe haşa yanacaksın billah.
··· 25/05/2007 14:36, Muhittin Tanrıöver
» Haklısınız Muhittin Bey
Syn Muhittin Bey galiba haklısınız biz ne kadar konuşursak konuşalım boşuna bizi asla anlamayacaklar..Ama olsun er veya geç bizide anlayan birisi veya birileri çıkar..Bu milleti sonsuza kadar uyutamazlar eninde sonunda herkes haklıyı vede haksızı anlar cezalarını verir..Bu süreç tarih boyunca böyle süregelmiştir bu millet ne Damat Feritler ne Vahdedtinler gördü ama hepsinin sonu aynı oldu hepsi halkın tükürükleri arasında kayboldu..Bu millet öyle bir milletki mayası kanla yoğurulmuş..Biz yolumuzda devam edelim gerisi boş..Zaten niyetimiz illakide anlaşılmak değil..Sonunda ateşlere atılsakda gaz döküp yakılsakda biz buyuz ve böyle olmaya devam edeceğiz..Saygılarımla...
··· 25/05/2007 23:38, Mahmut Ahmedi NEJAT
» TÜRKCEDEN SINIFTA KALDIM
Bir anda ne oluyor devıp yazının sonundakı isme aklım takıldı yoksa bu siteyi iran cumhur başkanı ahmedi nejat tamı izlıyor adamları işine belli olmaz ingilizleri 10 gün yas yas yalvartılar neyse mamut noktalar ve virgüllerden bast edelim ben hayatta nokta koymayı sevmiyorum nokta koymak hayata nokta koymak gibi bişiiiii onun için noktaymiş birgülmüş o işlere türkce ögretmenleri bakı gardaş onun icin yazimda birkaç hata olabilir sen af et gardaş biz göreleliyiz burda türkce yazılızı yapmıııık ta hoşca kal ahmediiii nejat İ KAYA
··· 26/05/2007 02:16, İ KAYA
» Harika Bir Yazı
Sn. Aydın Sordi yazının çok güzel olmuş. Özellikle uyuyan insanların artık uyanması gerekiyor diye düşünüyorum. Sokakların lale olması sokaklara lale dikmeyle değil;eğitimle,bilimle,ilimle olur diye düşünüyorum. Bu arada İKAYA Beye sormadan duramayacağım: trilyon dolar değerinde olan,bor minerallerini işleme yetkisine sahip,ETİBANK Amerika'ya kaç milyon dolara peşkeş çekilmeye çalışılıyor. Bilmiyorsanız ben söyleyeyim 40 milyon dolar'a. Aydın Bey yazılarınızı okumak büyük bir zevk ve bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.
··· 28/05/2007 13:46, Mustafa KARAMAN
» ağaç dikenide sokenide eleştır
Sizler devletin her satışa cıkardığı birileri aldımmı peşkeş cekildi ibaresi kullanıyorsunuz devlet her satacağı şeyi ihaleye cıkarıyor ve o ihaleye bu işi yapacak kuruluşlar ihaleye girer parayı cok veren alır hasan almaz parayı basan alır yanı en cok parayı veren alır devlette kar etmek icin uğraşır mustafacığım o fiyatı ben anlamam devlet araştırır satar ingiliz alır eleştırırsınız fıransız alır eleştırırsınız ağaç diker elleştırırsiniz ağac söker eleştırırsiniz siz dünyaya CHP gibi malefet olsunda ne olursa olsun nzihniyetiylemi geldiniz hoş geldiniz sefa geldiniz i kaya
··· 28/05/2007 23:39, i kaya

Bu yazıya yorum eklemek için aşağıdaki formu doldurup gönderiniz.

Adınız:
Başlık:
Yorumunuz:



Görfed, Çöp Tesisinden Rahatsız.


Cavusluya Cop Tesisi, Goreleye PKK kampi yapilmali...


Madem Güzel Olacak, Giresun'a Yapılsın!


SAĞLI- SOLLU GİRİŞİRİM


GÖRELE KEMENÇE VE HORAN GÜNLERİ


HİCİV EDEBİYATI VE TAŞLAMALARIMDAN BİR DEMET


Yeni Dönem Çalışmaları


Bize Zihniyet Devrimi Gerekli...


LÂİN ŞEYTAN


GÖRELE'DEN BİR AİLE TARİHİ


Van Depremi Üzerine...


Borcu Bile Yapılandıramadılar


Tebrikler Tirebolu...


Dilan, ‘Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış’


KANLI SİYASET !


NEREYE GİDİYORUZ?


Bizden Bir Köşe: Kırım


Üyelik  |  Bize Ulaşın  |  Künye  |  Reklam  |  Kullanım Şartları  |  Yayın İlkelerimiz  |  Gizlilik Politikası



gorele.gen.tr © 2000 - 2011 · Bütün hakları saklıdır
Web sitemizde yayınlanan haber, makale, fotoğraf ve tanıtıcı bilgiler izin alınmadan kopyalanamaz.